SAVAŞ ÖZAY

GRAFİK TASARIMCI - İSTANBUL / ATAŞEHİR

07.08.2014

Grafik tasarım alanında birden fazla disiplinde iş üreten Savaş Özay, yaklaşık on üç yıldır çalışmalarını İstanbul’da sürdürüyor. Bir yıl Londra’da çalışan tasarımcı; grafik tasarım, kullanıcı arayüz tasarımı, kullanıcı deneyimi tasarımı, yazıyüzü tasarımı ve video tasarımı alanlarında işler üretiyor. Çalışmaları yenilikçi ve yeni tasarımcılar için yol gösterici nitelikte olan Savaş Özay, İstanbul’da kendi stüdyosunda yurt içi ve yurt dışındaki markalara hizmet veriyor.

Biraz kendinden bahsedebilir misin?

32 yaşında grafik tasarımcı ve sanat yönetmeniyim. Ancak günün saatine göre dijital ürün tasarımcısı, kullanıcı deneyimi tasarımcısı, kullanıcı arayüzü tasarımcısı, yaratıcı yönetmen, front-end geliştirici, yazı yüzü tasarımcısı vs. gibi çeşitli ünvanlarım da olabiliyor. Yaklaşık 10 yılımı tam zamanlı çalışarak ajanslarda geçirdim. Son 3 yıldır da bağımsız olarak çalışıyorum.

Grafik tasarımla ilişkin nasıl başladı?

Bu işi yapan birçok insan gibi ben de küçük yaşlarda resim çizmeye başlayıp hiç bırakamadım.

Daha küçük yaşlarda karikatür ile, daha sonraları çizgi romancılıkla ilgilenmeye başladım. Ancak 14 yaşlarımdayken Macintosh operatörü/tasarımcı olan eniştemin beni çalıştığı grafik tasarım ofisine götürmesi ve üzerinde çalıştığı bazı ambalaj tasarımı işlerine katkıda bulunmama izin vermesiyle grafik tasarım ile tanışmış oldum. Bilgisayarlarla çalışmak, tasarım yapmak, matbaadan gelen baskıları görmek, dokunmak beni çok etkilemişti. O günden sonra tasarım dışında başka bir iş yapmak hiç ilgimi çekmedi.

Türkiye'de tasarım ve sanat eğitimini nasıl buluyorsun? Bir önerin olsaydı bu ne olurdu?

Hem Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’ndeki kendi deneyimim hem de diğer okullardan mezun olmuş arkadaşlarımdan edindiğim izlenimler doğrultusunda, genel olarak başarısız olduğunu düşünüyorum.

Öğrenci adaylarının bölümlere seçilme sürecindeki tuhaflık, sonrasında ise eski, kötü hazırlanmış bir müfredat ve çoğunluğu başarısız eğitmenler ile geçirilen 4 yıl. Tüm bunların neticesinde ise diplomalı yetersiz bir topluluk söz konusu. Elbette bu bir genelleme. Bu topluluk içinde kendini geliştirmeyi başaran, yetenekli gençler de var. Ancak var olan sistemin başarısızlığı o kadar büyük ki bu gençler artık istisna olmuş durumdalar. Mevcut sistemin tamamen çöpe atılması ve baştan planlanmasını önerebilirim. Adayların desen sınavı karşılığı topladığı puanlara göre değil grafik tasarıma karşı ilgi/tutku seviyelerine göre elenmeleri gerekli. Yaratıcılık seviyeleri, teknik becerileri, orijinallik, deneysellik, yeni metotlara karşı ilgileri, modern tasarım ve grafik tasarım konusundaki kültür seviyeleri, portfolyolarını sunma becerileri gibi kriterler üzerinden değerlendirilmelidir. Eğitim sürecinde ise var olan müfredatın uluslararası denkliği kontrol edilip eksiklerinin giderilmesi zorunlu. Eğitim sadece belli sayıdaki ödevlerin tamamlanmasının ötesine geçmeli. Öğrencilerin hem bağımsız hem toplu üretime teşvik edilmeleri, disiplin, motivasyon, orijinallik, profesyonellik becerilerinin geliştirilmesi gerekli. Aynı zamanda temel iş yönetimi gibi dersler ile kendi işini kurmak isteyen öğrenciler eğitilip teşvik edilebilir. Elbette çok sayıda kaliteli eğitim görevlilerine ihtiyacımız var. İki elin parmakları kadar olan kaliteli eğitmen sayısını çok yükseltmemiz gerekli. Şu anda fakülteye kapağı atmayı başarmış eski vasat tasarımcı ya da akademik unvanları hem profesyonel hem ego için kullanmayı amaçlamış orta seviyeli tasarımcı profillerinin ağırlıklı olduğunu görüyoruz.

Ajans hayatı senin için nasıldı?

Bugüne kadar 3 kişilik küçük stüdyolardan 60 kişilik ajanslara kadar her ölçekte çalışma şansım oldu. Küçük ekiplerin büyük ajanslara dönüşümüne şahit oldum. Büyümeyi reddedip limitli bir ekip ile devam etmeyi tercih eden ajanslarda da bulundum (Tabii ki bu İngiltere’deydi. Türkiye’de büyümeye direnen bir stüdyo görmedim).

Tüm bunların sonunda diyebilirim ki 5-6 kişilik küçük ekiplerden oluşan stüdyolarda nispeten daha rahattım. Ekip küçük olduğunda mecburen verilen işi en yüksek kalitede teslim edecek insanlarla çalışıyorsunuz. Ekip içindeki ilişkiler daha samimi oluyor. Gereksiz bir kalabalık, hiyerarşi ve toplantı odaları olmadığı için kimin ne ile uğraştığını çok iyi biliyorsunuz. Mail trafiği yaratmak yerine yandaki masaya seslenerek iletişim kurabilme avantajınız oluyor.

1 yıl Londra'da yaşadın, bu serüven nasıl başladı ve neden bitti?

Kendimi bildim bileli yurtdışına taşınmayı hayal ediyordum. Ancak yasal süreç kontrolünüz dışında gelişip sonuçlandığı için gerçekleştirmeyi başaramamıştım . En sonunda doğru şartların bir araya gelmesiyle İngiltere’de oturma ve çalışma vizesi aldım. Ağırlıklı olarak özel sebeplerden dolayı geri döndüm. Ancak profesyonel sebeplerin de bu kararıma etkisi olmuştur. Açıkçası Londra’daki tam zamanlı çalışma deneyimim benim için hayal kırıklığıydı. İşlerini yıllardır beğenerek takip ettiğim bir ajansta çalışma fırsatı yakalamıştım. Ancak içerdeki durum düşündüğüm gibi değildi. Para kazanma odaklı ana akım projelerin yoğunluğu Türkiye’deki günlerimi hatırlatmış ve çok rahatsız etmişti. Sonunda serbest çalışmaya geri döndüm. Ancak serbest projelerde yaşadığım sorunlar, müşteri yorumlarındaki düşük zeka seviyesi de bana yine Türkiye’deki günlerimi hatırlatmıştı. Dolayısıyla beni Londra’da kalmaya ikna edecek, çaba göstermeme teşvik edecek bir etken kalmamıştı.

Peki şu anda İstanbul’la aran nasıl?

Aşırı kalabalık ve kaotik şehir yapısı bazı insanlar için ilginç, keyifli, ilham verici olabilir ancak benim için tahammül edilmesi zor bir durum. Estetik olmayan ve düzgün çalışmayan her şeyden rahatsızlık duyan biri olarak, İstanbul ile ne kadar çok yakınlaşırsam o kadar fazla acı çekiyorum. Dolayısıyla arama mesafe koymaya çalışıyorum.

Bir günün nasıl geçiyor?

Serbest çalışmak zaman yönetimi açısından beceri gerektiren bir çalışma biçimi. Bu yüzden çok katı olmasa da bir sistem içerisinde yaşamaya çalışıyorum. Örneğin sabah 9:30’dan önce uyanıp, kahvaltı vs gibi işleri 30dk içinde hallederek saat 10:00 civarında bilgisayar başında oluyorum. Günlük yoğunluğa göre en fazla 6 saat çalışıp işlerimi tamamlıyorum. Saat 16:00’dan sonra pek bilgisayar başında olmuyorum ama yurt dışıyla aramızdaki saat farkı sebebiyle bu saatten sonra e-mail trafiğim başlıyor. Genelde uyuyana kadar e-mail okur ve cevaplar durumda oluyorum.

Gelecek için planların neler?

Müşteri profilinin tasarımcılardan oluştuğu işlerle ilgili planlar yapıyorum. Herkese hitap etmek zorunda olmak, sürekli taviz vermek, belli sınırlar içerisinde hareket etmeye zorlanmak bir süre sonra insanı yoruyor. Beklentilerini, düşünce yapılarını iyi bildiğim ve rahat iletişim kurabileceğim bir kitleye odaklanmak ilgimi çekiyor. Bu yüzden yazıtipi tasarımı ve tasarım temalı yayıncılık uzun vadede cazip görünüyor.

Savaş Özay'ın Önerileri

Müzik:
Ghostpoet - Some Say I So I Say Light

Film:
Jiro Dreams of Sushi

Kitap:
White - Kenya Hara
Designing Design - Kenya Hara
How to be a Graphic Designer Without Losing Your Soul - Adrian Shaughnessy
Studio Culture - Adrian Shaughnessy

Blog:
It’s Nice That
Boooom!
I Love Typography 

Bunlar dışında günlük olarak takip ettiğim 30-40 kaynak var. İlgilenenler buradan OPML dosyasını indirip göz atabilirler.


 

ÖNERİLEN SÖYLEŞİLER

DENİZ KADER & CANDAŞ ŞİŞMAN

DENİZ KADER & CANDAŞ ŞİŞMAN

GÖRSEL SANATÇI - İSTANBUL / MAÇKA
DERYA ÜLKER

DERYA ÜLKER

RESSAM - İSTANBUL / BEŞİKTAŞ
CAN - MERT UZER  - BUNKER CUSTOM MOTORCYCLES

CAN - MERT UZER - BUNKER CUSTOM MOTORCYCLES

MOTOSİKLET TASARIMI - İSTANBUL / SEYRANTEPE