DERYA - AHMET ÖZPARLAK

HEYKELTIRAŞ - İSTANBUL / MASLAK

07.08.2014

Zıtlık, uyum, metal, mermer, yaratıcılık ve bolca ödül… Bu genç heykeltıraş çiftte hepsi var! Yaşadıkları evin alt katındaki atölyelerinde bize kendi dünyalarını ve eserlerinin dünyasını açtılar.

www.ahmetozparlak.com www.deryaozparlak.com

 Biraz kendinizden bahseder misiniz? 

A: 1977’de Şanlıurfa’da doğdum. Ailemde sanatçı yoktu fakat zanaatçı fazlasıyla vardı. Zanaatçı olmayanların ise eli alet edevat tutardı. Teknik bir zenginlik içinde büyüdüm. Her kuzenim gibi ben de okula gitmeden usta yanında çırak oldum. Ustam, bir bakırcı ustası olan dedemdi. Dükkanımız kubbe formlu tavanlarıyla sıra sıra dizilmiş dükkanlardandı. Her birindeki ritmik çekiç ve örs ilişkisinden doğan ve yankılanan sesler akustik bir melodi oluştururdu. Çeşitli ev gereçlerinin elle üretildiği bir çarşıydı. Kaplar, kacaklar ve formları. Doğru yere vurmalısınız yoksa formu yakalayamazsınız. İlkokul bitti. Orta okulla birlikte dayımın torna tesviye atölyesinden de mezun oldum. Çeşitli formlarda makine parçaları üreten küçük bir atölye idi. İşin içine makineler de girmiş ve sesler değişmişti. Sanayi devriminden bihaber sanayi devrimini yaşamıştım. 1990 yılında ailemle İzmir’e göçtük. Karıştırılmış ve sıkıştırılmış bir lise programının 4. yılının sonunda  vasatın da altında, herhangi  bir alana entegre edilemediğimden kurul beni spor bölümünden mezun etti. Bir kobay olarak  sistemdeki hata olmayı başarmıştım. İlk ve orta öğretimde öğretiyorlar, yükseköğrenimde öğreniyordun. 2003 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümüne girdim. 2010 yılında lisansımı tamamladım. Heykel çalışmalarıma devam etmekteyim.

D: 1979 Denizli doğumluyum. 2008 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümünden mezun oldum. Kendi atölyemde çalışmalarıma devam etmekteyim.

Türkiye’de heykel sanatına verilen önem hakkında ne düşünüyorsunuz?

A: Dünya sanatını, her ne kadar yerinde gidip göremesem de, çeşitli noktalardan ulaşmaya çalışıyorum. Dünyada sanatın para otoriteleri tarafından, Türkiye’de ise geçmişten günümüze iktidarlar tarafından sekteye uğratılmaya çalışılması çoğu zaman rahatsızlığa yol açmıştır. Tıpkı Türkiye’nin geri bıraktırılmış bir ülke olması gibi sanat ağır aksak ilerlettirilmeye çalışılıyor. Her dönemde keserin sapını tutan iktidar hep kendine doğru yontuyor. Buna rağmen farklı disiplinlerden birçok sanatçı, ülkenin her dönemde kırdırılan bacaklarına koltuk değneği olmaya çalışıyor. İktidar vandal olsa da , sanatçı hep umutlu ve üretkendir.
D: Bence Türkiye’de her şeye rağmen heykel sanatı da dahil olmak üzere plastik sanatlara verilen önem artmaktadır.

Ahmet: Nisan ayında açtığın “Hatçe Harikalar Diyarında” sergisinde, çeyiz konusunu farklı bir dil ve hikayeyle işledin. Bu yaratma sürecini biraz anlatır mısın?

A: Sergimin tamamı çeyiz kültürü üzerine kuruluydu. Bugün Anadolu’da Edirne’den Ardahan’a tüm yöreler bazı farklılıklarla bu kültürü yaşamaktadırlar. Ben, doğduğum yer olan Güneydoğu Anadolu bölgesinin Şanlıurfa penceresinden konuya baktım.İlk parça 2010 yılında ortaya çıktı.Toplumun kemikleşmiş kodlarını deştim . Çeyiz konseptinde ise özellikle ana malzeme olarak taş kullandım. Yastıkların, yorganların ve döşeklerin yumuşaklığıyla zıtlık oluşturmak istedim. Çünkü konu kendi içinde sertlikler barındırıyordu.

Derya: Heykellerinde ellerinde balon olan kız figürlerine yer veriyorsun? Bu karakterler nasıl doğdu?

D: Uçan balonlu figürleri ilk olarak 2010 yılında kendi hayatımda meydana gelen bir kırılma noktası sonucu, düşünce balonu fikri ile ortaya çıkardım. Daha sonra bu düşünce balonlarındaki figürler, kendilerini yerçekimine karşı balonlarla uçarak ifade ettiler. Metalin ağırlığı ve soğukluğuna karşı, renkli ve hafif balonlarla zıtlık oluştururken hem teknik hem de kavram olarak hafifliği yakaladım. İzleyiciye balonlarla illüzyon sunarken, heykelin ayağını yerden kesmiş oldum.

Zamanınızı nasıl kullanıyorsunuz, her zaman aynı motivasyon ve disiplinle çalışabiliyor musunuz?

A: Benim için bu durum hep değişken ve sancılı. Motive olduğumda çok stresli oluyorum. Ama çok işime yarıyor.
D: Okula hazırlık aşaması da dahil olmak üzere ne motivasyonumu ne heyecanımı ne de disiplinimi kaybettim.

Birlikte ürettiğiniz projeler oluyor mu?
D:
Kesinlikle! Ben pratik ve hızlıyımdır. Ahmet de bir o kadar titiz ve mükemmeliyetçi. Bu sayede ortak projelerde hemen Voltran’a dönüşebiliyoruz.

Eserlerinizle duygusal bağınız ne boyutta? Satıldığında üzüldüğünüz ya da satmayıp kendinize sakladığınız eserleriniz var mı?
A: Açıkçası, ben hiçbir heykelimi satmak istemezdim. Fakat tekrar heykel yapabilmek için bu durum zorunluluğun da ötesinde. Arıca hayatta kalma refleksiniz var.
D: Eserlerimi kendime saklamaktan ziyade, ona sahip olmuş bir kişinin evinde yaşaması ve nefes alması benim için daha önemlidir.

Sanatçı eserlerini üretirken, toplumsal kaygılar taşımalı mı?
A: Sanatçı kaygı ayrımı yapmaz herhalde diye düşünüyorum. Hep kaygılıdır.
D: Toplumsal kaygılar, her zaman ensemizde bir nefestir.

Gelecek ile ilgili planlarınız?
A: Kaşık yok, plan yok.
D: Planlar değişkendir. İmkanlara göre hayallerim ve planlarım azalıp artabilir.

Derya & Ahmet'in Önerileri

Film
Abbas Kiarostami - Shirin

Müzik
Ennio Morricone

Kitap
José Saramago - Kabil

ÖNERİLEN SÖYLEŞİLER

YİĞİT GÜNEL

YİĞİT GÜNEL

FOTOĞRAFÇI - İSTANBUL / BEYOĞLU
CAN ÖMER UYGAN

CAN ÖMER UYGAN

TROMPETÇİ - İSTANBUL / GALATA
DERYA - AHMET ÖZPARLAK

DERYA - AHMET ÖZPARLAK

HEYKELTIRAŞ - İSTANBUL / MASLAK