BURAK ŞENTÜRK

ILLUSTRATOR - İSTANBUL / KADIKÖY

30.09.2014

Çok yönlü bir sanatçı olan Burak Şentürk, kariyerine ilk olarak mizah dergilerine çizim yaparak ve yazarak başladı. Yurt içi ve yurt dışındaki projelere illüstrasyonlar yaptı. Profesyonel olarak müzik yaptığı dönemde, birçok albümde ve müzik grubunda yer aldı. Farklı bir tarzda tekrar illüstrasyon yapmaya başlayan Burak Şentürk, geçtiğimiz günlerde Milk Gallery'de ilk kişisel sergisini açtı. Halen Kadıköy'deki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor.

Seni tanımayan birine Burak Şentürk’ü anlatır mısın?
Çocukluğumdan beri hayata farklı gözlerle bakan biri olduğumu yeni yeni anlıyorum. Olayları ve insanları algılama biçimim diğerlerine göre biraz daha farklıydı. Küçük bir çocukken bu durumu anlamlandırmak çok zordu.
Okulda dersleri dinlerken kitapların yazılardan boş kalan kısımlarına çizerek dersleri daha iyi anlıyordum. Bunun o zamanki eğitimcilerimden çok da iyi tepkiler aldığını söyleyemem tabii ki. Genellikle dersi dinlemediğimi düşünürlerdi.
Gelişimimin ilk temelleri, lise yıllarında müzikle tanışıp bir yandan da mizah dergilerine karikatür çizmeye başladığım dönemlerde atıldı. Sonrasında hayal kırıklığı yaşadığım bir üniversite dönemi karşısında afalladım. Bu süreçte okula olan inancım ve ilgim de azalmıştı. Beni ve bizleri sürekli korkutmak için kullandıkları askerliğin bir bahane olmaktan çıkmasını sağlamak adına okulu bıraktım ve askere gittim. Türkiye’de zorluk derecesi yüksek denilecek 7-8 yerden ikisinde bulundum. On sekiz aylık komandoluk deneyimimden sonra hayat biraz daha farklıydı. O zamana kadar yaratım ile ilgili olan müzik ve çizim işlerinde karşılaştığım engellerden ve sıkıntılardan daha büyük bir sınav verdiğim bu uzun zaman dilimi, olaylara ve insanlara bakış açımı yeniden şekillendirdi.
Döndüğümde birlikte müzik yaptığım dostlarımla (ki hemen hepsi güzel sanatlardandı) bir tasarım ofisi kurduk. Güzel işler yaptık ve tabii müzik de… O dönemde fırlatılan anayasa kitapçığı bizim şirketimizin de üstüne düştü. Krizin etkileriyle ilerleyen zamanlarda şirketi kapatmak zorunda kalmıştık çünkü bizi başarıya taşıyabilecek müşterilerimiz olan dev markalar bile batmaya başlamıştı. Maceraya tekrar sigortalı bir çalışan olarak devam etmek durumunda kaldım.
Bu dönemde uzun zamandır bir kenara koyduğum çizme eylemine geri döndüm. Bu defa çok sıkı çalıştım ve imzam olabilecek bir tarz yaratmak için uğraştım diyebilirim. Sesimi duyurmamda en büyük yardımı internette sosyal ağlardan gördüm ve sanırım doğru bir şeyler yapmış olmalıyım ki şu anda karşınızdayım :)

Karikatür çizdiğin dönemde, Oğuz Aral’ın sende nasıl bir etkisi oldu?
Kendisiyle tanışmam, ben ilkokul sıralarındayken oldu. O dönemde profesyonel olarak karikatür çizen tanıdıklarım beni ve çizimlerimi ustanın karşısına çıkardı. Birkaç gün orada bana hediye ettikleri tarama ucuyla beğenilerini toplayan çizimler yapmıştım. Sürecin sonunda karnede iki tane “iyi” gelince babam tarafından tekrar derslerimin başına geçmem konusunda uyarıldım ☺ Sonrasında üniversite yıllarında tekrar denedim. Bu defa derginin profesyonel kadrosuna kabul edildim. O zamana kadar ustanın kendisi ile ilgili birçok hikaye ve efsaneler dinledim. Karşısında durmak bile yürek isterdi. Son derece entelektüel, hayatın çemberinden de geçmiş birçok konuda kendisini dünyaya kanıtlamış bir usta ile 1 sene gibi kısa bir süre için bile çalışmak; düşünce yapımı ve gerçekten hikayemi nasıl anlatmam gerektiğini bana gösterdi. Bu arada bizden yaşça büyük olan, yine onun öğrencilerinin üzerimde çok emeği vardır. Şimdi isim isim sayarsam birini unuturum. Ayıp olur. Hepsine sonsuz teşekkürler.

Bir de profesyonel olarak ilgilendiğin müzik vardı, o nasıl bir deneyimdi?
Müthiş bir deneyimdi. Önceleri barlarda Ko:pek adıyla rock cover’ları yapan bir gruptuk ve sahnede müzik dinlemenin yanında sadece bizim çıldırmamızı izlemeye gelen bir topluluk vardı. Bu işte hiç de fena olmadığımızın farkına vardık. Ardından kendi bestelerimizi yapmaya başladık. Bir süre sonra bu müzik ile kısır bir döngüde olduğumuzun farkına vardık ve grup dağıldı. 
Yeni grup “Kapsül” o dönem için enteresan bir yapıya sahipti. Roxy Müzik Günleri adlı yarışmanın ilk senesinde yarışmaya girmek için kurulmuştu. İki ayrı müzik disiplininden gelen 2’şer kişinin katılımıyla 4 kişiydik. İki kişi gitar ve bas gitar gibi enstrümanlarla daha sert bir sound’la müzik yapıyor, diğer ikisi synth ve klavyeli çalgılarla daha elektronik öğeler barındıran bir disiplinden geliyordu. Ciddi tartışmaların olduğu provalar yaptık. O dönemde yarışmaya katılan gruplar, seyirciler ve jüri de buna dahil olmak üzere ortaya çıkan sound’un hemen herkesi şok ettiğini söyleyebilirim. Sahne performansında 2 kişiydik ve bu jürinin bizi birinci ilan etmesi için bir engeldi. Biz de bir sonraki sene(1997) daha kalabalık bir kadro ve o dönem için daha şaşırtıcı bir sound’la bu defa birincilik ödülünü aldık.
Sonrasında TV, gazete ve radyolarda röportajlar yaptık ve programlara katıldık. Bu durumu konserler izledi. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenen 80060 adlı oyunun müziklerini yaptık ve sahnede canlı olarak çaldık. Oldukça etkileyici bir proje olmuştu. Bunun yanı sıra bazı tiyatro oyunlarında da müzik ile yer aldık.
Son olarak performansını Harun Ateş’in gerçekleştirdiği Dar-ül Love adlı modern operanın müziklerini ve vokallerini yazdık. Yurt dışındaki galası Rotterdam’da, yurtiçinde de garajistanbul’da yapıldı. Oldukça ilgi gördü diyebiliriz.
Şimdi de evimde sadece ukulele çalarak rahatlıyorum. Artık sadece dinleyiciyim bile diyebiliriz.

Farklı bir tarzda tekrar illüstrasyon yapmaya nasıl başladın? İç yolculuğundaki bir değişimin işareti miydi?
Aslında önceden beri gerekli olan bir değişimin kaçınılmaz bir şekilde kapıya dayanmasıydı. Müzik ile olan profesyonel ilgim sonlandığında kendimi ifade etmek için yine en iyi bildiğim şey olan illüstrasyona dönmem kaçınılmazdı.
Ancak bu defa daha uzun vadeli ve daha programlı bir çalışma ile ve kendime kulak vererek çizmeye başladım. Bu yolculuğun en önemli parametresi sabırdı.
Yaklaşık 5 sene gibi bir süre sadece kendimi anlayıp, yeteneğimin sınırlarını iyi tanımlayarak o sınırlar içinde yapabileceğim en iyi vuruşu yapmaya çalıştım.
Bu serüvenin ilk ayağı olan kişisel sergimi tam da istediğim gibi Milk Gallery’de gerçekleştirmiş oldum. Şimdiye kadar işler istediğim gibi gidiyor ve gerisi gelecek diye düşünüyorum.

Gündüz bir ofiste çalışıp, akşamları illüstrasyon yapıyorsun. Motivasyon ve disiplinini nasıl sağlayabiliyorsun?
Dediğim gibi çok istediğin bir şeyi elde etmek için çok çalışmak ve mızmızlanmadan çalışmak gerekiyor. Daha önce müzik konusunda gardımı düşürdüler ve istediğimi alamadan müzikten vazgeçtim, küstüm. Bu defa daha motive, daha sabırlı bir şekilde istediğimi almaya geliyorum. Bu sebeple disiplin ve uykusuzluk gerekli öğeler haline geliyor. Vazgeçmeye niyetli değilim. Kararlılık işimi kolaylaştırıyor. Her şeyden önemlisi, mutlu bir yorgunluk yaşıyorum.

En sevdiğin işlerini yeşillikler içerisindeki evinin balkonunda çıkarıyorsun, aslında bu bir İstanbul’dan kaçış planı olabilir mi?
İstanbul enteresan bir şehir. Bir organizma gibi. Kaçış planım olsa İstanbul’un o planı bozacağına bahse girebilirim.
Hepimiz için sakin bir köşede mutlu-mesut yaşama planları var. Ben tamamen bu şehirden kopabilir miyim bilemiyorum. Ama arada kaçmak istiyorum. Şimdilik bu kaçışlar sadece kafada oluyor. İlerleyen zamanlar ne getirecek? Bunu ben de bilmiyorum. Göreceğiz.

Milk Gallery & Design Store’da ilk kişisel sergini açtın, açılış son derece kalabalık ve keyifliydi. Sergi öncesinde nasıl bir hazırlık dönemi geçirdin?
Evet açılış çok güzeldi. Birçok sevdiğim insan ve tanımadığım, tanışma fırsatı bulduğum kişiler oradaydı ve dönüşler de oldukça keyifli ve pozitifti. Bana “iyi ki oldu bu sergi” dedirtti doğrusu. Çok mutlu oldum.
Sergi konusu ilk konuşulmaya başlandığında, Milk Gallery tarafından daha önceki tarihlerde, yani konuştuğumuzdan 3 ay sonra yapalım gibi bir teklif geldi. Ancak sadece geceleri ve hafta sonu bu iş için zaman ayırabileceğimden ben 1 sene sonraya yapmak istedim. Böylesi daha da iyi oldu. Gönül rahatlığıyla işler yetişti ve içime sindi. Bir kısmını dijital bir kısmını da geleneksel yöntemlerle yaptım. Birbirini tamamlayan, yan yana olduklarında sırıtmayan ve aynı dili konuşan birbirinden farkı 25 eserimi insanlara sunmayı başarabildik.

Tabletle çalışılmış işler ve geleneksel yöntemlerle yaptığın işler arasında bir ayrım gözetiyor musun?
Aslına bakarsan gözetmiyorum. İkisi de farklı keyifler benim için. Tablet ile çalışılmış işlerde kendimi daha rahat hissediyorum. Uygulama kolaylığı ve geri dönüşler açısından büyük bir lüks sağlıyor. Albümünü stüdyoda kaydetmek gibi. Diğer taraf yani geleneksel yöntemler daha fazla hataya açık olduğu ve geri dönüşler zor olduğu için albümü canlı çalmak gibi bir şey aslında. İkisi de olmalı diye düşünüyorum.

Türkiye’de illüstrasyona verilen önemi nasıl buluyorsun?
Aslında illüstrasyon, sözlük anlamına göre resimleme gibi bir anlama geliyor. Yani bir konu ya da talep üzerine yapılan bir üretim. Bu durum eskiden böyleydi. Şimdi ise illüstrasyon ve resim neredeyse birbirinin içine girdi diyebiliriz. Urban Art kültürünü hiçe sayan bazı çevrelerin illüstrasyonu da sanattan saymadığını biliyorum ve duyuyorum. Ancak sanat ya da yaratım kimsenin tekelinde değildir. Herkes kendisini istediği yöntemde ve şekilde ifade eden eserler yaratabilir.
İlle de “bu sanat değil” diye konuşanlar olacaksa; ben zanaatkar olarak anılmaktan keyif duyarım. Ben bu işe şöyle bakıyorum; benim bakış açımdan dünyayı insanlarla paylaşmak ve onları farklı perspektiflerin varlığından haberdar etmek. Kendilerinde daha önceden fark etmedikleri parçalarınla tanışmaları için aracılık eden, postalarını götüren bir ulak gibi görüyorum kendimi. Daha fazlası değil. Herkesin var olma sebepleri var. Benimkisi de bu.

Son olarak yeni sergi planları var mı?
Yeni projeler ve sergi planları var. Özellikle yurt dışında bir kişisel sergi hayalim var. Bunun için çalışmalara önümüzdeki zamanlarda başlayacağız. Umarım bir sonraki sohbetimizi onunla ilgili yapıyor oluruz :)

Burak Şentürk'ün Önerileri;

Film
Coherence 

Müzik
Unknown Mortal Orchestra / II
Beach House / Bloom
IAMX
Blonde Redhead / 23
Tame Implala

Kitap
Düşsel Varlıklar Kitabı / Jorge Luis Borges

Web Sitesi / Blog
Behance
Juxtapoz
IDN

ÖNERİLEN SÖYLEŞİLER

HANDAN - MERİÇ KARABULUT

HANDAN - MERİÇ KARABULUT

GRAFİK TASARIMCI - İSTANBUL / BEŞİKTAŞ
EDA TAŞLI

EDA TAŞLI

KİNETİK HEYKELTRAŞ - İSTANBUL / KADIKÖY
GÜLİZ MUSTAFAOĞLU

GÜLİZ MUSTAFAOĞLU

TAKI TASARIMCISI - İSTANBUL / MAÇKA