30.10.2014

X-Ray Portreler

İmajlar eskimez, taşınamaz ve silinmez. İmajlar anı verir, duyguyu yaratır, şartlandırır. Boş çerçevede sallanırlar ya da çerçeveleri olmadan bantla asılırlar duvara. Sırtında dünyanı taşıyan ‘klişe’lerden, henüz hiç keşfedilmemiş ya da her saniye yeniden keşfedilenler de dahil; üretilen, yeniden üretilen, düşlenen tüm imajlar korku verir. Çünkü imajlar aynı zamanda tekinsizdir, hiçbir şeyin aslını göstermez, aksine görülmek istediği gibi var olurlar. 

Aile albümleri; olması gerektiği gibidir. Nerede çekildiği dahi hatırlanmayan “en mutlu” anları sırtlar. En üzücü anları hatırlatır, ki bu anları dahi belirli bir yere kadar kaydetmiştir; o anı deneyimleyen ve nasıl hatırlamayı seçtiyse öyle hatırlayan zihinler için. Ve en temel korkuyu körükler; yok olmadan önce, iyice hatırlanabilmek için “en iyi şekilde görün”.

Sahnede olduğu gibi “gerçek” olamayan, türlü jest ve duruşların kompoze ettiği bir görsellik. İmajı anlamayı bir kenara bırakalım, uyandırdığı duyguları hesaplamak da en az anlamı kadar zor olacak mı? Renkli ya da renksiz; eski ya da yeni, kalabalık ya da sakin. Ayakta durmuş, mutlu gözüken 4 kişilik bir insan topluluğu; bir aile mi? Hangi tanıma ve hangi şartlara göre? Yeni mi tanışmışlar yoksa uzun yıllardır arkadaşlar mı? Az önce kavga mı ettiler yoksa çok büyük bir eğlenceyi “ölümsüzleştirmek” için mi bir araya geldiler? İmajdaki her bir kişinin, bu sorulara cevabı farklı olabilir. İşte bu bilgi kirliliğinin üstüne, bu imajın zihinde yarattığı duygunun belirsizliğini katın. İmajda yer alan kişi ile imajı başka bir zaman diliminde, imajdaki kişilerden bağımsız olarak izleyenleri düşünün. Daha geniş ölçekte, sanat izleyicisini düşünün. İmajın ne söylemek istediğini, ne hissettireceği ve başkalarına nasıl açıklanabileceği soruları üzerine düşünmenin verdiği yorgunluk. Ve bugüne geldiğimizde; evden işe gidene kadar, yatak odanızdan mutfağa gidene kadar, karşılaştığınız imajlar ve yarattıkları zihin bulantısı… 

Saiko Kanda ve Mayuka Hayashi; tüm bu kirliliği kazıyıp atmak isterken bizleri daha derin bir kalabalığa çekiyor sanki. İmajın zihne ulaşırken geçtiği biyolojik süzgeci bir kenara bırakarak, duygu yüklü imajları x-ray cihazına koymayı başka nasıl tarif edebiliriz ki? X-ray ışığı altında ne olduklarını yeniden hatırlayan bedenlere yeniden göz gezdiriyoruz. Birbirlerinin gözlerine bakan derin aşıklar, kafa tokuşturan birer iskelet halinde ve korkutucu bir biçimde hala ‘hassas’ ya da ‘yumuşak’ görünebiliyorlar. Hatta ilk kez bu denli – görsel anlamda – özlerine inebilmiş, maddeleşmiş ve basite indirgenmişken. Bu noktada yeniden başa dönüyoruz – diyalektik güzel şey; elimizde yine bu çiftler hakkında çok az bilgi var. Hatta tek bildiğimiz sevgili oldukları ve onların gündelik hayatlarına dair imajları incelediğimiz. Her imajın yarattığı his, basitleştirdikçe daha da mı kuvvetli hale geliyor? Öğretilmiş duygulara karşılık gelen öğretilmiş görselliklerden sıyrılmadan, bu “iskeletlerin” ardındaki şeyi görebilecek miyiz? Ve belki de en temel soru; dünyaya geldiğimiz günden, hatta büyük patlamadan bu yana üzerimize yapışan “dikizleme” halini üzerimizden atabilecek miyiz? X-Ray Portreler bu soruları cevaplamak için güzel bir başlangıç olabilir.

Dilan Ceylan Emektar

ÖNERİLEN SÖYLEŞİLER

GÜLİZ MUSTAFAOĞLU

GÜLİZ MUSTAFAOĞLU

TAKI TASARIMCISI - İSTANBUL / MAÇKA
BURAK ŞENTÜRK

BURAK ŞENTÜRK

ILLUSTRATOR - İSTANBUL / KADIKÖY
CAN - MERT UZER  - BUNKER CUSTOM MOTORCYCLES

CAN - MERT UZER - BUNKER CUSTOM MOTORCYCLES

MOTOSİKLET TASARIMI - İSTANBUL / SEYRANTEPE