01.02.2015

Sürrealist gözler

Mutlak ve biricikliği, ikircikliğe dönüştüren; objeleri birer ışık huzmesinden daha fazla olduklarına ikna eden ve zihne yepyeni gerçeklikler bahşeden göz. Tek başına, sürekli işleyen ve ölüm anı geldiğinde rengini ilk teslim eden.

Saydıklarımızın ötesinde, göze milyonlarcası atfedilebilse de, en büyük saygı duruşu şüphesiz sürrealistlerden geldi. Bu sebeptendir ki, en klişesinden en köşede kalmışına, “sürrealist gözler”.

Klişenin günahı olmaz, Dali ile başlayalım. Farklı disiplinlerle haşır neşir olmayı seven Dali, vakt-i zamanında takılar için de süper kahraman pelerinini giydi ve mücevherleri “zengin”lerin elinden kurtarmak, onlara hak ettikleri değeri bahşetmek için yola koyuldu. Üzücü haberi verelim, onları satılmaktan alıkoyamadı.

Pek sevgili asistanı ve aşkı Lee Miller tarafından terk edilen Man Ray, elbette ki öfkesini de en “dada” haliyle dizginleyecekti. Gerçek bir kadına ait olmayan ve kendisi de gerçek olmayan bu gözyaşları, izleyici için belirsiz Man Ray için ise son derece net duygular taşıyan kült bir kareye imza atmış bulundu. Oldukça kabul edilebilir bir biçimde kurgulanan kare için, Ray’in kariyerini – ki şüphesiz o bu şekilde adlandırmamızı istemezdi – şekillendirdiğini ve kendine has görselliğini oluşturmasında bir dönüm noktası olduğunu söyleyebiliriz. “Glass Tears”, Ray’in tüm duygulara aşığının üzerinden açtığı bir savaş aslında. Savaşı göğüs kafesinden aşığının gözlerine taşımasının yanı sıra, Ray’in ikinci güzel hamlesi de göz yaşlarını hem kırılgan hem de keskin olan cam malzeme ile görselleştirmesi. Nereye eklemlenebileceğini asla bilemeyeceğimiz bu kısa hikayeyi çözmek için insanoğlunun hala biraz vakti var.

1956’dan bu yana MoMa’nın koleksiyonunu süsleyen “The Portrait”deyiz. Olabildiğine sade ve gerçekçi kurgulanmış bir sofrada, tüm parlaklığıyla parlayan çatal bıçakların ilk hamlesini bekleyen yemeğin göz kırpmasıyla, René Magritte resminde olduğumuzu hatırlıyoruz. Bu tek bakış – göz dersek kendisine haksızlık etmiş oluruz – yalnızca bizde değil kendisi ile buluşan her bünyede dizginlenemeyen bir heyecan yarattı. Geçtiğimiz Eylül – Ocak aylarında MoMa’da gerçekleşen “The Mystery of the Ordinary” başlıklı sergi kapsamında; MoMa ile ortak bir çalışma yürüten Art Institute of Chicago, x-ray’a maruz bıraktığı resimde yer alan bu donuk sofranın altında, 1927’den bu yana ressamın kayıp olan “The Enchanted Pose” başlıklı eserinin bir parçasının yer aldığını keşfetti. Picasso’nun çizgileriyle benzerlik taşıdığı gerekçesiyle sanatçı tarafından utanç kaynağı haline geldiği düşünülen ve bu şekilde de olsa yok edilmeye çalışılan eser 4 parçadan oluşuyor. Eksik parçaların arayışı sürse de; sıradan olanın keşfi, hepimizi aynı derece heyecanlandırıyor. 

Bu kez, hiçbiri birbirine ait olmayan parçalardan bir araya gelmiş bir kent temsiline göz atıyoruz. Herbert Bayer’in “Lonely Metropolitan”ında bizleri; sıkışık ve birbirine yalnızca fiziken komşu olan yüzlerce pencere, kendi eşine dahi yabancılaşan eller ve kente nereden bakacağını şaşırmış gözler karşılıyor. Her geçen gün daha büyük metropollere uyanıyoruz ve Bayer’in kolajında yer alan her ufak parça, gün geçtikçe hepimizi sindiren büyük bunalımın sağlam birer temsilcisi haline geliyor. Şimdilerde binaları değil, yıkıldıkça daha da büyüyen bir yığını izliyoruz ama istediğimiz yıkım bu değil.

Son olarak yazımızı milenyum çağının meyvelerinden, kafayı sürrealizm ve self-portrelerle bozan 92’li Brian Oldham’ın şelale gözü ile kapatalım isteriz. Halihazırda Los Angeles’ta ikamet eden Oldham, sürrealist atalarından miras kalan alaycılığı da zaman zaman kullandığı, çoğunlukla birden çok kez bakmanızı gerektirecek kareler inşa ediyor. Aşağıda gördüğünüz kare ise, Oldham’ın buluntu resimlerle yeniden kompoze ederek karanlık odada fotoğrafladığı “İsimsiz” eseri. Ne tesadüftür (!) ki fotoğraftaki göz orijinali Man Ray’e ait.

Dilan Ceylan Emektar

ÖNERİLEN SÖYLEŞİLER

CAN ÖMER UYGAN

CAN ÖMER UYGAN

TROMPETÇİ - İSTANBUL / GALATA
EDA TAŞLI

EDA TAŞLI

KİNETİK HEYKELTRAŞ - İSTANBUL / KADIKÖY
MERİÇ ERSEÇGEN

MERİÇ ERSEÇGEN

SES TASARIMCISI - İSTANBUL / ETİLER