02.09.2014

Bana yıkımın resmini çizebilir misin?

Yıkıma, hangi bağlamda olursa olsun özellikle son yıllarda aşina hale geldik, hatta gittikçe ondan zevk almayı da öğreniyoruz, kimi zaman da onun izin verdiği ölçüde isyan ediyoruz. Çünkü o artık her anlamda ve her alanda daha belirgin ve daha kabul edilebilir hale geldi. 

Yıkımın içinde görsellik var, ses var ama çoğu zaman yoğun bir sessizlik var, uyku ve onu takiben büyük bir uyanış var. Yıkım, bir adım için daha cesareti olanların bayrağı. Özellikle zihinlere saldıran görsel yıkım, bu noktada yapı-bozum olarak da adlandırabiliriz, tek anlık bir vuruşla tüm benliği yenileyebiliyor. Bir bardağın kırılırken yarattığı anlık korku, çıkarttığı sesteki kesinlik misali, önce gözde ardından benlikte yıkıma uğrayan ve uğratan imajlar, belki bakmaya doyamayacağınız yegane şeyler haline işte tam da bu yüzden geliyor.

Livia Marin, yıkımın sakin kıyılarında kendine güzel bir yer seçmiş. Göçebe Desenler (Nomad Patterns) ve Kırık Şeyler (Broken Things) adını verdiği serilerde yer alan işleri, yıkımın bütün ögelerini birebir bünyesinde toplarken, bunu olağanüstü bir zarafet ve sükunetle gerçekleştiriyor. Marin, farklı disiplinden çoğu sanatçının sormaktan kaçınmadığı şu sihirli “What if?” sorusunu soruyor. Kırılmak ya da kırılganlık, bu kadar negatif yüklü olmasaydı, daha güçlü ve daha sürekli anlamlara tekabül etselerdi, nasıl tezahür ederlerdi? Bedenin tüm akışkanlığını nesnelerde de var olsa, nasıl bir görsel/işitsel hafızamız olurdu dersiniz?

Ağırlıklı olarak, heykel, yerleştirme ve süreç sanatı (process art) ile ilgilenen sanatçı, gündelik objeleri seri üretim kıskacından kurtardığı taktirde, ortaya nasıl objeler çıktığını ve izleyicilerin ortaya çıkan bu objelerle nasıl bir iletişim kurduğunu görmek istiyor. Bu sade merakın ardında; farklı coğrafyalarda ve o coğrafyalarda mevcut toplumun kültürel ve sosyal alışkanlıklarına ışık tutan bu gündelik objelerin yıkımı, toplumsal ve kültürel birlikteliğin üzerinde de yeni bir zemin oluşturuyor.

Marin’in Göçebe Desenleri, çoğunlukla Alice in Wonderland dokunuşlarını taşısa da, bana daha çok durağan zamanın ağırlığını yaşamış 18. Yüzyıl çay sohbetlerinin; geniş ve iddialı salonlarını ya da bu salonlardan çok uzakta bir hizmetçinin elinde, götürülmek üzere sabırsızlanan ve bir an önce yere düşerek o muhteşem sesi çıkartmak isteyen porselenleri anımsatıyor. Çünkü o ses çıktığında, yıkım başlayacak, önce bardağın daha sonra hizmetçinin hayatının bir yıkımı. Bunları hissetmekte haksız değilim, çünkü işlerdeki desenler, çeşitli Çin manzara resimlerini taklit eden ve Willow Pattern adı verilen seramik işlerden geliyor ve kökeni 1700’lü yıllara dek dayanıyor.

Yıkıma uğrayanın estetiği ve ona eşlik eden sessizlik; izleyiciye, kırılan bir porselenin naifliği üzerinden belki yeniden hiç doğmayacak her yıkım parçasının bir arada nasıl güçlenebileceğini gösteriyor. Viva la Destruction!

http://liviamarin.com/

Dilan Ceylan Emektar

ÖNERİLEN SÖYLEŞİLER

EDA TAŞLI

EDA TAŞLI

KİNETİK HEYKELTRAŞ - İSTANBUL / KADIKÖY
GERAY GENÇER

GERAY GENÇER

İLETİŞİM TASARIMCISI - İSTANBUL / MAÇKA
CAN - MERT UZER  - BUNKER CUSTOM MOTORCYCLES

CAN - MERT UZER - BUNKER CUSTOM MOTORCYCLES

MOTOSİKLET TASARIMI - İSTANBUL / SEYRANTEPE